Sosyal Demokrat Partilerde Üye, Örgüt ve Parti İçi Demokrasinin Önemi *

Siyasi partiler demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurlarıdır. O nedenle bugün var olan demokrasi bir yönüyle de “partiler demokrasisi” olarak tanımlanmaktadır. Hiç kuşkusuz siyasi partilerin temel görevi, yurttaşların, toplumun sorunlarına kendi temel ilkeleri çerçevesinde çözüm üretmektir.

Partiler bu işlevlerini tüm bireylerin ve toplumsal grupların görüşlerini ve taleplerini bir bütün halinde değerlendirerek, ve onları karar alma süreçlerine dahil ederek yerine getirebilirler. Kitle partileri “çıkarların olabildiğince uzlaştırılması” için bu yöntemi önemserler.

Partilerin bu görevlerinin üstesinden gelebilmeleri için halkın içinde yaygın bir şekilde örgütlenmeleri, sağlıklı bir üye tabanına sahip olmaları ve tabi parti içinde de demokratik ve saydam bir işleyişe sahip olmaları gerekir.

Diğer yandan, siyasi partilerin aynı zamanda özellikle “bilgi çağı” olarak adlandırılan bu çağda yurttaşlara bilgi aktarmak ve onların karar verme süreçlerine katılma istek ve yeteneklerini geliştirmekle de yükümlüdürler. Bu da, siyasi partilerin düşünce ve program üretmelerine ve halkla karşılıklı bir etkileşim içerisinde olmalarına bağlıdır. Dünyanın her yerinde yukarıda belirtilen hususlara, yani siyasetin halka dayalı olarak yapılmasına, saydam, katılımcı ve demokratik olmasına öncülük eden partiler sosyal demokrat partiler olmuştur / olmaktadır.

Ülkemizde de süreklilik kazandırılamamasına ve kurumsallaşma sağlanamamasına rağmen, bu arayışlar CHP içinde var olmuş ve zaman zaman da uygulama alanına yansıtılmıştır. Örneğin; belirli bir süre parti içi seçimlerin “tek ve ortak liste” (çarşaf liste) ile yapılması, bazı dönemlerde milletvekili adaylarının ve belediye başkan adaylarının önseçimle belirlenmesi, ya da örgütlerin de görüşü alınarak “program ve tüzük kurultayları” yapılmış olması doğru yöndeki uygulamalar olarak gerçekleştirilmiştir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, parti içi katılım, saydamlık ve demokrasi henüz yerleşik ve kalıcı hale gelmiş değildir.

Geçmişte SHP/CHP kurultaylarında parti içi demokrasi ve örgütsel yapının yenilenmesi konuları çok konuşuldu. Genel başkan adayları, yönetime aday olanlar, hep parti içi demokrasiden, parti içinde hukuk ve tüzük üstünlüğünden, yöneticilerin yansız davranışından söz ettiler. “Seçimle gelen, seçimler gider” sloganı en çok kullanılan slogan oldu. Ama maalesef bu konularda pek ilerleme sağlanamadı. Demokratik işleyiş kurumsallaşamadı.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasından sonra bu konular yeniden gündemdeki yerini almaya başladı. Nitekim, Kılıçdaroğlu, 18 Aralık’taki kurultay konuşmasında ve sonraki açıklamalarında siyasi yaşamın ve parti işleyişinin demokratikleşmesinin bir hedef olduğuna vurgu yaptı. Siyasi yaşamı düzenleyen başta siyasi partiler ve seçim yasası olmak üzere tüm ilgili yasaların CHP iktidarında A’dan Z’ye yenileneceğini söyledi. Aynı şekilde yasaların değişmesini beklemeksizin, parti içinde demokrasinin yerleştirileceğini, milletvekili adaylarının önseçimle belirleneceğinin ve parti içi seçimlerde birleşik liste uygulamasına geçileceğini vurguladı.

SD Partilerin Yapısı

Sosyal demokrat CHP bir “kitle” partisidir. Üstelik “emeğe öncelik veren” bir kitle partisidir. Kitle partisi aynı zamanda üye partisi ve üyelere dayalı olarak yaygın biçimde örgütlülüğü olan parti demektir. Başka bir ifadeyle sosyal demokrat partiler birer “üye / örgüt ve program” partileridir. CHP’nin yeni dönemde bu anlayışla hareket etmesi ve gelecek seçimlerde özlenen başarıya ulaşılması için de son derece önem taşımaktadır.

Sosyal Demokrat Partilerde Üyelik Ciddi Bir İştir

Soldaki kitle partilerinde üyeler, yalnız partiye düzenli olarak ödedikleri aidattan dolayı değil, siyasal yönden de yaşamsal öneme sahiptirler. Çünkü halkın görüş ve taleplerini partiye taşımak ve parti politikalarını halka ulaştırmak ancak üyeler aracılığı ile mümkün olmaktadır. O nedenle, üyeler ve onlardan oluşan örgütler günümüzde de son derece önemlidir. Medya aracılığı ile verilen mesajların, yüz yüze yapılan görüşmeler kadar etkili olmadığı, yapılan araştırmalarla da kanıtlanmış bulunmaktadır. Bu yüzden sosyal demokrat partiler, üyelerine önem veren, onları siyasal yönden eğitme / yetiştirme yönünde sürekli olarak etkinlik gösterirler. Esasen sağlıklı ve bilgili kadrolar da bu etkinliklerin ve siyasi eylemin içinde yetişmektedir. Bu anlamda parti aynı zamanda bir okuldur. Ünlü siyaset bilimci Duverger’in deyimiyle “üyeleri olmayan bir parti, öğrencisiz bir öğretmene benzer.”

Sol bir partide üyelerin parti programlarının, çözüm önerilerinin tüzük değişikliklerine doğrudan katılımı da önemli bir husustur. Hiç kuşkusuz, tabandan tavana doğru yapılacak tartışmalarla oluşacak programlar hem daha gerçekçi olacak hem de programla özdeşleştikleri için üyeler tarafından halka daha etkili biçimde ulaştırılacaktır.

Sosyal demokrasinin temel dayanakları; dünya görüşü, üyeleri ve üyelerden oluşan örgütleridir. Tabi sağlıklı bir örgüt yapısının ön koşulu sağlıklı üyedir. Ülkemizde bu konu sorunludur. Çünkü, uygulamada parti üyesi, sempatizan ve seçmen arasındaki farklar çok belirgin değildir.

O nedenle, üyelerin haklarının ve sorumluluklarının açık ve somut olarak belirlenmesi son derece önem taşımaktadır. Üyelik tanımının net bir biçimde yapılmaması, belirsiz bırakılması geçmişteki (1978, 1990 ve 2000’li yıllarda) “üye yenilenmesi” çalışmalarını da başarısız kılmıştır. O nedenle, CHP’de mesele üye yenilenmesine gidilmekten daha çok, “Üye kimdir ve sempatizandan, seçmenden farklı olarak yükümlülükleri ve hakları nelerdir?” sorularına doğru yanıt verilmesi ile ilgilidir.

Üyelerin Yükümlülükleri ve Hakları

Her şeyden önce bir parti sempatizanı ya da seçmeni ile üyeliğin belirgin farkı, üyenin parti ilkelerini kabul ederek, gönüllü bir biçimde partiye kaydolmuş olması ve partiye düzenli olarak bir aidat ödemesidir. Tabi zamanı ölçüsünde de olsa parti faaliyetlerine katılma yönünde gayret göstermesidir.

Üyelerin yükümlülüklerinin başında, partiye düzenli olarak aidat ödemeleri gelir. (Aidatın miktarı parti tarafından belirlenmektedir. Bugün CHP tüzüğünde yer alan aidat tutarı yıllık 12 TL ile 60 TL arasındadır. Buradaki ilke, üyelerin gelirine göre aidat ödemesidir.) CHP’de aidat meselesi yöneticiler, üyeler ve örgüt tarafından yeteri kadar önemsenmediği için bugüne kadar halledilememiştir. Yeni yönetim aidat ödemelerinin cep telefonları ve bankalar üzerinden yapılması için bir sistem geliştirmeye çalışmaktadır. Bu konuda kararlı olunması ve aidat uygulamasının geri dönülmez biçimde sistemleştirilmesi her bakımdan yararlı olacaktır.

Parti üyelerinin diğer yükümlülükleri de parti içi eğitim çalışmalarına katılmak, partinin politikalarını çevresindeki insanlara ulaştırmak, onların görüş ve taleplerini partiye aktarmak ve tabi en azından seçim kampanyalarında aktif olarak yer almaktır.

Tabi bunların gerçekleşebilmesi için partinin de gerekli ortamı ve organizasyonu sağlaması gerekir. Örneğin, aday üyelerden başlayarak, her kademedeki partililer için eğitim programları geliştirilmesi ve profesyonel bir anlayışla uygulanması gerekir. Aksi takdirde, tüzükte yer alan “Aday üye ilçe yönetim kurulunca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılır.” (Madde 9) hükmü kağıt üzerinde kalmaya devam eder.

Üyelerin haklarına gelince; partinin her düzeydeki yöneticilerini (doğrudan ya da temsilcileri aracılığı ile) seçmek, tüm görevlere aday olabilmek üye haklarının başında gelir. Ancak bu hakları kullanımında, zorunlu olan eğitime katılmış olmak, aidatını düzenli olarak ödüyor olmak gibi koşulları yerine getirilmiş olması da önemlidir.

Demokratik işleyişe sahip bir kitle partisinde tüm üyeler parti politikalarının belirlenmesine etkin olarak katılma hakkına sahiptirler. Bizde bu kanalın açık olduğu söylenemez. Artık yeni tüzükte bu da değişmeli, üyeler parti programının, tüzüğünün geliştirilmesinde, temel politikaların tespitinde ve milletvekili adayları ile yerel yönetim adaylarının belirlenmesinde doğrudan söz sahibi olmalıdırlar. Üyelerle önseçim artık kural haline getirilmelidir.

Aynı şekilde program ve tüzük geliştirme çalışmalarının “aşağıdan yukarıya doğru” yapılacak tartışmalarla oluşturulması da yerleşik hale getirilmelidir. Önseçimlerin delege yerine aidatını ödeyen üyelerin katılımıyla yapılması geniş katılımdan dolayı daha demokratik ve daha sağlıklı bir tercih olacaktır. Bu uygulama üyelerin motivasyonunu ve örgütün dinamizmini olduğu kadar parti bağlarını da güçlendirecektir.

Parti üyelerinin (ve/veya temsilcilerinin) bir başka hakkı da partinin belde, ilçe ve il yönetim kurullarını belirleme hakkıdır. Bu hak yukarıdan kararlarla zedelenmemelidir. “Seçimle gelen seçimle gider” ilkesi parti içinde de uygulanmalıdır. Bu, demokrasinin gereğidir. İyi çalışmadıkları, parti kararlarını yerine getirmedikleri bahane edilerek seçilmiş yöneticilerin görevden alınmaları parti içi demokratik süreçlere zarar vermektedir. Hiç kuşkusuz parti programına ve tüzüğüne aykırı davranışları görülen kişi ve yönetimlerin bu eylemlerinin yetkili disiplin kurullarınca değerlendirilmesini istemek yönetimlerin hakkı ve görevidir.

Sonuç

Sosyal demokrat bir partinin başarısı için programı ve somut çözüm önerileri son derece önem taşımaktadır. Aynı şekilde halkın benimsediği sevdiği bir genel başkan da başarı için büyük öneme sahiptir.

Bunların yanı sıra CHP’nin sağlıklı, bilinçli, aktif üyelere ve dinamik örgütlere sahip olması, üye ve örgütlerin toplumla sağlıklı bağlar kurmaları da başarı için olmazsa olmazlar arasındadır.

Elbette CHP iktidarında siyasi yaşamı daraltan tim ilgili yasalar ve anayasa hükümleri değiştirilecektir. Bu kesindir. Ancak CHP şimdiden kendi özgür iradesiyle parti içi katılımı ve demokrasiyi yaşama geçirmeli ve diğer partilere örnek olmalıdır.

Hiç kuşkusuz toplumda ve yaşamın her alanında özgürlükçü ve katılımcı demokrasiyi derinleştirmek ve yaşam biçimine dönüştürmek isteyen CHP’nin katılımı ve demokrasiyi kendi içinde de gerçekleştirmesi ona olan güveni daha da güçlendirecektir.

CHP tüzüğünün önümüzdeki aylarda yenilenecek olması parti içi katılımın ve parti içi demokrasinin güvenceye alınması için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.

(*) Bu yazı, Sosyal Demokrat Dergi’nin Şubat 2011 tarihli 2. Sayısında yayımlanmıştır. 

Bu yazının aİt olduğu yazar: ERCAN KARAKAŞ.

Comments are closed.